OKTAR BABUNA VE CİHAT GÜNDOĞDU EVRİM TEORİSİNİN GEÇERSİZLİĞİNİ ANLATIYOR
SAYIN OKTAR'IN HABERTÜRK SANSÜRSÜZ PROGRAMINDAKİ CANLI RÖPORTAJI
ADNAN OKTAR'IN 51 KANALDA AYNI ANDA YAYINLANAN CANLI RÖPORTAJI (16 Ağustos 2009)
27 Ağustos 2009 Perşembe
MUTASYONLARIN EVRİMLEŞTİRDİĞİ İDDİASI GEÇERSİZDİR
''DOĞAL SELEKSİYON BİLİNÇLİ SEÇİM YAPAR'' İDDİASI, TARİHİN EN BÜYÜK ALDATMACALARINDAN BİRİDİR
-
Güçlü olanın doğal şartlarda tehlikelerden korunarak hayatta kalması, zayıf olanların ise ortam şartlarına ve tehlikelere yenik düşerek elenmesi mantığıdır.
-
Darwinistler bunu organ ve yapılara indirirler. Mutasyonların oluştuğunu ve mutasyonlar sonucunda faydalı bir yapı ortaya çıktıysa bunun olasılıklar dahilinde diğer başarısız yapılara göre doğal olarak seçileceğini ve bu seçilimler sonucunda doğru yapılarla doğru organların oluşacağını iddia ederler.
-
Tesadüf iddiasını bu konuda reddederler. “Mutasyonlar tesadüfi gerçekleşir ama buradaki faydalı sonucu doğal seleksiyon seçer” derler. Pek çok olasılık arasından en faydalı olanı ayırt eder mantığıyla mantıklı bir şey oluyormuş izlenimi vermeye çalışırlar.
Bu iddiayı çürüten noktalar:
-
Canlıya fayda getiren, mevcut yapıyı geliştiren herhangi bir mutasyon gerçekleşmesi imkansızdır. Mutasyonların %99’u zararlı, %1’i etkisizdir. Fayda getiren bir mutasyon GÖZLEMLENMEMİŞTİR. Dolayısıyla “doğal seleksiyonun faydalı mutasyonlara göre bir seçim yapabilmesi” imkansızdır.
-
Doğal seleksiyon bilinçli bir mekanizma değildir. Gerçekleşen mutasyonlar arasında en doğrusunu seçebilme gibi bir bilinci yoktur.
-
Doğal seleksiyon ile en faydalı yapı seçilmiş olsa bile, bu durum hiçbir şekilde o canlıya yepyeni bir yapı ekleyemeyecektir. Hızlı koşan zebralar hayatta kalır, zayıf olanlar av olur, fakat bu durum hiçbir zaman zebraları kaplanlara dönüştürmez.
-
Doğal seleksiyonun seçim yaparak önceden belirlenmiş bir plana göre hareket etmesi imkansızdır. Bu doğal seleksiyonda bilinç olduğunu iddia etmektir. Şuursuz rastgele gerçekleşen olaylarda bilincin olduğunu iddia etmek ciddi bir mantık hezimetidir. Fakat Darwinistler, tesadüf iddialarının küçük düşürücü etkisinden kurtulabilmek için, doğal seleksiyonda bir bilinç olduğu izlenimi vermeye çalışmakta ve insanları aldatmaktadırlar.
- Darwinistlerin iddiasına göre, doğal seleksiyon, ortada hiçbir şey yokken göz gibi bir organı planlamalı, onun bütün özelliklerini önceden bilmeli ve bir plan dahilinde HİÇ HATA YAPMADAN en doğru aşamaları en doğru şekilde yerine getirmelidir. Ortaya gören bir göz çıkana kadar hiç hata yapmadan belli bir plan dahilinde hareket etmelidir. Ardı arkasına mükemmel yapılar meydana getirmeli, görüntüyü gören bir beyin var etmeli ve gördüklerini algılayabilecek bir şuur var etmelidir. Ve bunların tümünü aynı anda yapmalıdır. Elbette, şursuz atomların bunu yapabilmeleri imkansızdır. Fakat Darwinistlerin ısrarla savundukları şey tam olarak budur.
Doğal seleksiyon ile ilgili Darwinistlerin itirafları
Charles Darwin:
Teorimle ilgili güçlükler ve itirazlar şöyle sınıflandırılabilir: ... İkincisi; örneğin yapısı ve alışkanlıkları bakımından yarasa olan bir hayvan, çok farklı yapısı ve alışkanlıkları olan başka bir hayvanın değişiklik geçirmesiyle oluşabilir mi? Doğal seleksiyonun bir yandan zürafanın sinek kovmaya yarayan kuyruğu gibi pek az önemli bir organ ve öte yandan, göz gibi şaşılası bir organ türetebildiğine inanabilir miyiz? Charles Darwin, Türlerin Kökeni, Onur Yayınları, Beşinci Baskı, Ankara 1996, s.186
J. Hawkes:
Kuşları, balıkları, çiçekleri vb. göz kamaştırıcı güzelliği salt doğal seleksiyona borçlu olduğumuza inanmakta güçlük çekiyorum. Dahası, insan bilinci öyle bir düzeneğin ürünü olabilir mi? Nasıl olur da tüm uygarlık nimetlerinin yaratıcısı olan insan beyni; Sokrates, Leonardo da Vinci, Shakespeare, Newton ve Einstein gibileri ölümsüzleştiren yaratıcılık "yaşam savaşımı" denen orman yasasının bize bir armağanı olsun? J. Hawkes, "Nine Tentalizing Mysteries Of Nature," New York Times, no.33, 1957
Dr. Colin Patterson:
Hiç kimse bugüne kadar doğal seleksiyon mekanizmaları yoluyla yeni bir tür üretemedi. Hiç kimse böyle birşeyin yakınına bile yaklaşamamıştır. Colin Patterson, "Cladistics", BBC, Brian Leek ile Röportaj, Peter Franz, 4 Mart 1982
Arthur Koestler:
Günümüzde eğitimli insanlar, Darwin'in gelişigüzel mutasyonlar artı doğal seleksiyonun sihirli formülü sayesinde tüm sorulara cevap bulduğuna inanmayı sürdürmektedirler. Rastgele mutasyonların konu dışı kaldığı ve doğal seleksiyonun bir kısır döngü mantığı haline geldiği gerçeğinden oldukça habersiz bir şekilde. Arthur Koestler, Janus : A Summing Up, Vintage Books, 1978, s. 185
Pierre Paul Grassé:
J. Huxley ve diğer biyologların evrimin doğal seleksiyon mekanizması aracılığı ile işlediği teorisi, demografik gerçeklerin, genotiplerin bölgesel dalgalanmasının ve coğrafi dağılımların bir gözleminden başka birşey değildir. Çoğunlukla ele alınan türler on binlerce sene hiç değişmeden kalmaktadır. Koşullara bağlı olarak meydana gelen dalgalanmalar, genlerin önceden değişmesiyle beraber ele alındığında evrime delil olarak kullanılamaz; bunun en güzel delili de milyonlarca yıldır hiçbir değişikliğe uğramayan yaşayan fosillerdir. (Pierre Paul Grassé, Evolution On Living Organisms: Evidence for a New Theory of Information, Academic Press, Ocak 1978)
MOZAİK EVRİM ALDATMACASI
-
Mozaik evrim vücuttaki her organın farklı zamanlarda, farklı aşamalarla birbirinden bağımsız olarak evrimleştiği iddiasıdır.
İda -
Darwinistler bu iddiayı kullanarak “yarı sürüngen yarı kuş bir canlı göremeyiz çünkü organlar dahilinde bir evrimleşme vardır” diyerek ara fosil yokluğuna bir kılıf uydurmak isterler.
- Bu yüzden de mükemmel canlılar üzerindeki küçük detayları evrim delili olarak göstermeye çalışırlar. Örneğin İda, tamamen mükemmel bir lemur fosili olmasına rağmen, Darwinistler günümüz lemurlarında olmayan bükülebilen başparmağı ara fosil olarak göstermişler, bu ve soyu tükenmiş canlıya ait bu tip mükemmel özellikleri kullanarak söz konusu lemurun insanın sözde atası olduğunu iddia etmişlerdir.
-
İda üzerinden yola çıkacak olursak: Darwinistlerin iddiasına göre, o lemur mükemmel hale gelene kadar her bir organının ayrı zamanlarda mutlaka evrimleşmiş olması gerekmektedir. Evrimleşen bu ara organların olduğu fosiller nerededir?
-
Darwinistlerin iddiasına göre bazı organlar evrimleşir bazıları sırasını beklerken, bu canlının yarı primat yarı lemur olduğu bir aşama olması gerekmektedir. Bu aşamalar fosil kayıtlarında nerededir?
-
İda, mükemmel görünümünü alana kadar milyarlarca hatta trilyonlarca kere mutasyon geçirmiş olmalıdır. Bu mutasyonların tamamının faydalı olması gerekir. Ama mutasyonların %99’u zararlı, %1’i etkisizdir. Dolayısıyla bu kadar fazla mutasyonun bir araya gelip mutlaka fayda getirecek şekilde organize olması imkansızdır.
-
Darwinistlerin iddiasına göre, canlı mükemmel haline gelinceye kadar mutasyonların, canlıya yepyeni yapılar ekliyor olması gerekir ki, bir canlının genetik bilgisine mutasyonların yeni bilgi ekleme imkanı yoktur.
- Ayrıca buna göre, yavaş yavaş gelişen bir organın fonksiyonsuz olduğu süre boyunca neden doğal seleksiyon mekanizması ile ortadan kaldırılmadığı açıklanamamaktadır.
17 Ağustos 2009 Pazartesi
DARWİNİSTLERİN ŞUURLU DAKTİLO ALDATMACASI
Ergi Deniz Özsoy, 14 Ağustos 2009 tarihli Sansürsüz programında bir maymunun daktilo başına geçerek Shakespeare’in ünlü eseri Hamlet’i yazabilmesinin MÜMKÜN OLABİLECEĞİNİ, çünkü o daktiloda tüm tuşların doğru harflere basacak şekilde KODLANMIŞ olduğunu belirtmektedir.
Söz konusu iddianın bir bilim adamından geldiğini görmek oldukça şaşırtıcıdır. Fakat konu Darwinizm’i savunmak olduğunda söz konusu bilim adamlarının mantığa son derece aykırı izahları yapabilmeleri şaşırtıcı şekilde mümkün olabilmektedir.
Darwin'in akıl ve bilim dışı görüşü, dünya üzerindeki yaşamın tüm varlığının ve çeşitliliğinin, Allah'ın yaratmasıyla değil (Allah’ı tenzih ederiz), rastgele ve gelişigüzel süreçlerin sonucunda meydana geldiğini ileri sürer. Buna göre DARWİNİZM’DE BİR AMAÇ, AKIL, HEDEF BULUNMAMAKTADIR.
Şimdi burada sormak gerekir. Atom planlanmış bir şeye nasıl karar verebilmektedir? Bu anlatılan hikayede adeta planı önceden yapılmış bir bina inşa edilmektedir. Sırayla temel atılmakta, tuğlalar dizilmekte, pencereler yapılmakta, su, elektrik tesisatı kurulmakta, alt yapı inşa edilmekte, kapılar kirişler ayrı ayrı oluşturulmakta, yer mermerleri döşenmektedir. O kadar muntazam ve muazzam bir gelişim vardır ki, bina hatasız şekilde tüm detaylarıyla inşa edilmektedir. Ancak buradaki önemli nokta şudur: Bir bina yapımında mimarlar binayı planlar, ustalar bu plana göre çalışırlar. Akıllı bir insanın oluşturduğu bir plan ve planı gerçekleştiren bilinçli uygulayıcılar vardır.
Özsoy’un bahsettiği bu hikayede ise şuursuz atomlar plan kurmakta ve şuursuz atomlar bir plana göre düzgün gitme kararı almaktadır. Bir binayı yapan ustalar, bir plan dahilinde çalışmalarına ve bilinçli varlıklar olmalarına rağmen hata yapabilirken, burada hiç hata yapmayan şuursuz atomlardan bahsedilmektedir. Bu nasıl bir şeydir ki, hiç unutmadan, hiç hata yapmadan bilgisayar gibi doğru kodları kodlamaya devam etmekte, en mükemmel sonucu ortaya çıkarmaktadır? Hamlet’i nereden bilmektedir, nasıl hatasız hareket edebilmektedir? Doğrunun saptanabilmesi için, hatanın yanlış olduğunu bilen bir bilinç olması gerekir. Fakat burada bilinç yoktur. Önceden hazır bir model olması gerekir. Fakat tasarlanmış bir plan yoktur. O modeli hazırlayan bir akıl olması gerekir. Fakat Darwinizm’de akıl, bilinç, şuur, hedef bulunmamaktadır.
Özsoy’un, “buradaki bilinç nerede?” sorusuna dikkat edilirse hiçbir açıklaması olmamıştır, olması da mümkün değildir. Bu iddia, DARWİNİZM’İN SAHTE MANTIĞINI YAKINDAN GÖREBİLMEK ve sonraki nesillerin neden Darwinizm’i bir komedi unsuru olarak karşılayacaklarını anlayabilmek açısından yeterli bir örnektir.
14.08.2009 TARİHLİ SANSÜRSÜZ PROGRAMINDA DARWİNİSTLERİN ARA FOSİL İLE İLGİLİ ÇARPITMALARINA CEVAPLAR
16 Temmuz 2009 Perşembe
SAYIN ADNAN OKTAR'IN ANTİ DARWİNİST İLMİ MÜCADELESİNİN ETKİSİ
Sayın Adnan Oktar 1980'lerin başından itibaren Darwinizm'in geçersizliğini ortaya koyan, Darwinizmi yerle bir eden bilimsel delilleri gösteren çok sayıda eser yayınlamıştır. Sayın Adnan Oktar'ın eserlerinden faydalanılarak hazırlanan belgesel filmler, makaleler, çeşitli afişler, sergiler ve konferanslar, Türkiye çapında çok büyük ve etkili bir anti Darwinist ilmi mücadele yapılmasına vesile olmuş, özellikle 1980'lerden itibaren Darwinizm'in Türkiye'deki etkisi hızla yok olmaya başlamıştır. 80'lerden önce Darwinizm'e inananların oranı %70'lere varırken, gün geçtikçe bu oran hızla düşmüş, bugün ise %5'lere kadar inmiştir. Türk Milleti'nin ve özellikle gençlerin Darwinizm'in geçersizliği hakkında bilinçlenmesi üzerinde Sayın Oktar'ın eserlerinin açık etkisi, Darwinistler tarafından da sık sık ifade edilmektedir. Genetik bilimi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Nihat Bozcuk "Evrim Kuramı'nın Günümüzdeki Konumu" başlıklı konuşmasında bu gerçeği şu şekilde ifade etmektedir: "Yıllarca üniversitelerde genetik bilimi hakkında dersler verdim. Şunu gördüm ki... Darwin, bir bilim adamı olarak görülmüyor. Öğrenciler, Darwin’in şarlatan ve din düşmanı olduğunu düşünülüyor....Öğrenciler, kuramla ilgili sorduğum sorulara çok güzel, yerinde cevaplar vermiş olsa da yazdıkları cevaplara inanmazlardı. Evrim kuramı ile ilgili her şeyin saçma olduğunu düşünürlerdi. 80'DEN SONRA BÖYLE DÜŞÜNEN ÖĞRENCİLERİN SAYISI ARTTI... GEÇMİŞTE EĞİTİM SİSTEMİMİZDE DARWİN'E KARŞI BU KADAR TEPKİ YOKTUR. TEPKİNİN YOĞUNLUĞU 1985 YILINDAN İTİBAREN ARTMIŞTIR... Biyologdan tutun, kadın doğumculara kadar üniversitelerde evrim kuramını anlatan kişiler var. Bu kişiler evrim kuramını yeteri kadar bilmedikleri gibi, kabul de etmiyorlar." dikkathaber.com, 26 Haziran 2009 | |
8 Temmuz 2009 Çarşamba
35 BİN YILLIK FLÜT TARİHİN EVRİMİ İDDİASINI YALANLIYOR
Almanya’daki kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan 35 bin yıllık flüt, bugüne kadar bulunan diğer flütler gibi tarihin erken dönemlerinde yaşayan insanların gelişmiş bir sanat zevkine sahip olduklarını göstermektedir. Arkeologlar aynı mağarada flütün yanısıra mamut dişinden yapılmış altı heykelcik de bulmuşlardır. Hollanda Leiden Üniversitesi’nden arkeolog Wil Roebroeks, 35 bin yıl önce Avrupa’da ileri bir kültürün hakim olduğunu ve bu insanların yaşam biçimleriyle günümüz insanlarınınkinin benzerlik gösterdiğini açıklamıştır. Arkeolog Roebroeks bu flütleri modern insanların üretip, çaldığını söylemektedir. Kanada, Victoria Üniversitesi’nden April Nowell de bu bulguların iyi gelişmiş, yerleşik bir teknik ve geleneğin varlığını ortaya koyduğunu açıklamıştır. Bu arkeolojik buluntular Darwinistlerin, insanların maymunlara ortak bir atadan geldikleri iddiasını bir kez daha yalanlamaktadır. Darwinistler, on binlerce yıl önce sözde hırıltılar çıkarıp, hayvani bir yaşam sürdüğünü iddia ettikleri maymunumsu varlıkların toplu halde yaşadıklarını ve böylece akıllı ve sosyal davranışlar geliştirdiklerini iddia ederler. Oysa sürü halinde yaşayan yalnızca bu sözde ilkel varlıklar değildir. Goriller, şempanzeler, maymunlar ve daha pek çok hayvan türü sürüler halinde yaşamaktadır. Ama bunların hiçbiri insanlar gibi akıllı ve sosyal davranışlar geliştirmemiştir. Hiçbiri yedi nota ölçülü flüt yapmamış, heykeltraşlık yapmamış kısaca akıl ve yetenek sergileyememiştir. Çünkü akıllı ve bilinçli davranış yalnızca insanlara has özelliklerdir. Geçmişten günümüze izi kalan onbinlerce yıllık tüm bu eserler de, bizler gibi akıl ve şuura sahip, hesaplama, planlama, üretme yeteneği olan Allah’ın ruh verdiği insanlar tarafından meydana getirilmiştir.
|
4 Temmuz 2009 Cumartesi
"DOĞAL SELEKSİYON EVRİMLEŞTİRİR" İDDİASI BİR SAHTEKARLIKTIR
Darwin, 1800'lü yıllarda, “evrim mekanizması” olarak bir kavram öne sürmüştü: Doğal seleksiyon Doğal seleksiyon, diğer bir ifadeyle ‘doğal seçme’ demektir. Güçlü ve içinde bulunduğu doğal şartlara uygun olan canlıların hayatta kalacağı düşüncesine dayanır. Örneğin aslanlar tarafından tehdit edilen bir zebra sürüsünde, daha hızlı koşabilen zebralar hayatta kalacaktır.
1. Charles Darwin, The Origin of Species, 6th edition, 1859 (London: J.M. Dent and Sons Ltd., 1971) - Nicholas Comninellis, Creative Defense, Evidence Against Evolution, Master Books, 2001, s. 84 |
DARWİNİSTLERİN 'ORTAK ATA' ALDATMACASI
Savundukları teoriden utanç içinde olan Darwinistler, şimdi “maymundan geldik” iddiasını örtbas etmeye çalışıyorlar. Darwin’i de korumaya alarak, “aslında Darwin de maymundan geldik dememişti, ortak bir atadan bahsetmişti” diye ortaya çıktılar. Darwinist yayınlar, birdenbire bu aldatmacaya sahip çıktı ve “maymunlar atamız değil, kuzenlerimizmiş” gibi saçmalıkları manşetten vermeye başladılar. Darwinistler, mantık dışı iddiaları nedeniyle artık daha fazla küçük düşmemek için yepyeni şeyler uyduruyorlardı, fakat uydurdukları şeyler onları daha fazla küçük düşürdü. Buradan söz konusu iddiayı sahiplenen Darwinistlere sesleniyoruz: “İnsanın (hayali) atası maymun değil, ortak bir ataydı” diyerek kendinizi küçük düşürüyorsunuz. Tarif ettiğiniz şey, sonuçta maymuna benzeyen garip bir varlık değil mi? Ve bu canlı, sizin iddianıza göre, maymuna benziyor mu, benzemiyor mu? Anlaşıldığı kadarıyla benziyor. Şu durumda, buna maymun veya başka bir şey denmesi ne fark edecek? İnsana benzeyen vahşi bir hayvan değil mi kastettiğiniz. Eğer içiniz rahatlayacaksa buna “taymun” diyelim. Bunun adı “taymun” olduğunda bu saçma iddianız kurtulacak mı?
Darwinistler, Yine Aynı Taktiği Kullanarak Tesadüf İzahını da Anlamazlıktan Gelirler Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12) |
3 Temmuz 2009 Cuma
IRKÇILIĞIN KÖKENLERİ VE DARWIN'İN EVRİM TEORİSİ
| 19. yüzyıl, Avrupalı "beyaz adam"ın diğer kıta ve medeniyetlere hızla yayıldığı bir dönemdi. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere, Avrupalı devletler Güney Asya'nın önemli bir bölümünü, Afrika'nın neredeyse tümünü ve Latin Amerika'nın bir kısmını kolonileştirmekle uğraşıyorlardı. Kuzey Amerika'da ise "beyaz adam"ın Kızılderili katliamı sürüyordu. ABD, üzerine kurulduğu coğrafyanın yerlilerini öldürerek Batı'ya doğru genişliyordu. Kısacası, o dönemde, yani 19. yüzyılın ikinci yarısında, dünya en acı biçimiyle emperyalizmi yaşıyordu. Batı, ulaştığı teknolojiyi kullanarak diğer medeniyetleri yağmalıyordu.Ancak Batı, hemen her işgalinin yaptığı gibi, yaptıklarına meşruiyet sağlayacak bir açıklama bulmak zorunda hissediyordu kendini. Afrika'da ya da Kuzey Amerika'daki yerlileri rahatlıkla öldürebiliyor, yurtlarından sürüp topraklarına el koyabiliyorlardı. Ama tarih yaptıklarını yazacaktı ve tüm bunları meşru hale getirecek bir açıklama bulamazlarsa, o tarihe birer yağmacı olarak geçeceklerini biliyorlardı.Peki emperyalizme meşruiyet sağlamak için ne gibi bir açıklama bulunabilirdi? Emperyalistlerin Hezeyanı: "Avrupalı Olmayanlar Bir Tür Hayvandır" Aslında bu soru henüz 16. yüzyılın başında gündeme gelmiş ve açıklamasını da beraberinde getirmişti. Kristof Kolomb'un 1492'deki keşfinden sonra, İspanyolların Amerika'yı sömürgeleştirmesi sırasında ortaya atılan bir açıklamaydı bu. Oldukça da basit bir mantığa dayanıyordu: Yerliler gerçek birer insan değil, gelişmiş bir hayvan türüydüler. Bu iddia, ilk kez Kristof Kolomb ve adamları tarafından ortaya atılmış, sonra da Güney Amerika'nın kolonileştirilmesi işini üstlenen İspanyol "conquistador"lar (işgalciler) tarafından savunulmuştu. Ancak altın, şöhret ve toprak peşinde koşan bu yağmacılara karşı, Katolik Kilisesi tavır koymuştu. Bunun en ünlü örneği, Chiapas piskoposu Bartolome de Las Casas'ın, Kolomb ile birlikte Yeni Dünya'ya ayak basan kolonicilerin "yerliler bir tür hayvandır" iddiasına karşılık, yerlilerin "gerçek birer insan" olduğunu savunmasıydı. Bu nedenle Las Casas "yerlilerin havarisi" olarak anılmaya başlamıştı. Daha sonra, 1537'de, Papa III. Paul de, yayınladığı Sublimis Deus adlı fermanında sömürgeci vahşetini lanetlemiş, Kızılderililer'in gerçek insanlar (veros homines) olduklarını, onları köle düzeyine indirgemek küstahlığını gösterenlere rağmen, iman sahibi olma yeteneğine haiz insanlar olduklarını ilan etmişti. Ancak 18. ve 19. yüzyıldaki materyalist ve din karşıtı fikirlerle birlikte Kilise, "dünyevi" konulardaki otoritesini tümüyle yitirdi. Bu nedenle Kilise, 19. yüzyıl sömürgeciliğine karşı çıkıp da sömürülen insanların da gerçek birer insan (veros homines) olduklarını söyleyemedi. Söylediyse de etkisi olmadı. Emperyalizm, yerlileri sömürmeye ve buna meşruiyet sağlamak için onları "bir tür hayvan" saymaya kararlıydı. Darwin'e Göre "Kayırılmış Irk" Tüm canlıların tesadüflerin ürünü olduğunu, insanın da maymun benzeri canlılardan evrimleştiğini iddia eden Darwin'in evrim teorisi, işte bu noktada emperyalizme büyük bir fırsat sundu. Çünkü bu teoriyle birlikte, sömürülen yerlilerin "bir tür hayvan" oldukları düşüncesine "bilimsel" bir dayanak göstermek mümkün hale gelmiş oluyordu. Teorinin bilimsel bir dayanağı yoktu (hiç bir zaman da olmayacaktı), ama gerekli zamanda gerekli siyasi güçlere hizmet edebilirdi. Darwin, insanların yarı-maymun atalardan evrimleşerek bugünkü durumlarına geldiklerini ileri sürüyordu. Dahası, "Türlerin Kökeni: Doğal Seleksiyon ve Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması Yoluyla" isimli kitabının başlığında da vurgulandığı gibi, bu evrim süreci içinde "doğa tarafından kayırılmış ırklar" olduğu iddia ediliyordu. Darwin'e göre insanların arasındaki kayırılmış ırk, "beyaz adam"dı. Kızılderililer, Afrikalılar ve diğer her türlü yerli halk ise, evrim sürecinde geri kalmış ırkları oluşturuyorlardı. Birer insan bile değillerdi. Ve insanların maymunları ya da diğer hayvanları "ehlileştirmeleri" ve kullanmaları nasıl meşruysa, bu geri ırkları "ehlileştirmeleri", onları köle olarak kullanmaları ve topraklarına el koymaları da o kadar meşruydu. Hatta, beyaz adam, kendi "ileri" kültürünü bu "geri" ırklara taşımakla, onların evrimine yardımcı olmak gibi bir iyilik bile yapıyordu. Sosyal Darwinizm'in Kurucusu: Darwin'in Kendisi Darwin'in evrim kuramının toplumlara uygulanması ile gelişen bu teori, "Sosyal Darwinizm" olarak adlandırıldı ve hem emperyalizmin en büyük "meşruiyet" argümanı hem de ırkçılığın en büyük dayanağı haline geldi. Hintli Antropolog Vidyarthi bu konuda şöyle der: "Darwin'in ortaya attığı 'en güçlülerin hayatta kalması' düşüncesi, insanoğlunun kültürel bir evrim sürecinden geçtiğine ve en üst kademenin Beyaz Adam'ın medeniyeti olduğuna inanan sosyal bilimciler tarafından coşkuyla karşılandı. Bunun bir sonucu olarak, 19. yüzyılın ikinci yarısındaki Batılı bilim adamlarının çok büyük bir kısmı ırkçılığı şiddetle benimsediler." Sosyal Darwinizm'in en büyük öncüsü de Darwin'in kendisiydi. Descent of Man (İnsanın Türeyişi) adlı kitabında, "insan ırkları arası eşitsizliğin apaçıklığı" hakkında bir çok çıkarım yapıyordu. 1871'de çıktığı uzun gezide gördüğü Tierre del Fuego'lu yerlileri tanımlarken de ırkçı önyargılarını açıkça ortaya dökmüştü. Yerlileri "çırılçıplak, boyalara batmış, yabanıl hayvanlar gibi ne yakalayabilirlerse yiyen, yönetimsiz, kendi kabileleri dışındakilere acımasız, düşmanlarına işkenceden zevk alan, kanlı kurbanlar sunan, çocuklarını öldüren, karılarına köle gibi davranan, ağır batıl inançlarla dolu" insanlar olarak tasvir etmişti. Oysa aynı bölgeyi ondan on yıl önce gezen W. P. Snow, aynı yerlileri "güzel, güçlü çocuklarına düşkün, bazı özgün elsanatlarına sahip olan, bazı eşyalarda özel mülkiyeti tanıyan, en yaşlı bir kaç kadının otoritesini kabul etmiş" insanlar olarak anlatmıştı. Darwin'in bu insanları abartılı biçimde aşağılaması, onları "evrim sürecinde geri kalmış bir ırk" olarak tanımlayabilme isteğinden kaynaklanıyordu. Darwin'in emperyalist ırkçılığa kazandırdığı bu meşruiyet nedeniyle, ünlü Çinli bilim adamı Hsu, onu "Victoria dönemi için ideal bir bilim adamı, Çin'e zorla afyon satabilmek için bu ülkeyi işgal eden ve bunu serbest ticaret ve 'en güçlülerin hayatta kalması' kuralına dayandıran ülkenin bilimsel dayanağı" diye tarif eder. Darwin'in Türk Düşmanlığı Darwinizm'in 19. yüzyıl ırkçı emperyalizme verdiği desteğin önemli bir örneği, Darwin'in Türk Milleti için kullandığı ifadelerdi. Darwin'in Türk Milleti hakkındaki yorumları, 1888 yılında yayınlanan "The Life and Letters of Charles Darwin" adlı kitapta yayınlandı. Burada Darwin, doğal seleksiyonun "geri ırkları" eleyerek medeniyetin gelişmesine katkıda bulunduğunu öne sürüyor ve sonra da Türk Milleti hakkında aynen şunları söylüyordu: "Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün Avrupa'nın Türkler tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor. Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum." Darwin'in bu hezeyanı, İngiltere'nin Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkma politikasına destek vermek için yazılmış bir propaganda malzemesiydi. Nitekim bu propaganda malzemesi etkili oldu. Darwin'in "Türk Milleti yakında yok olacaktır, bu evrimin kanunudur" anlamına gelen sözü, İngilizlerin Türk düşmanı propaganda kampanyalarına sözde bilimsel bir destek verdi. İngiliz Başbakanı Willam E. Gladstone'un, "Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir. Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geri sürmeli veya Anadolu'da yok etmeliyiz" şeklindeki sözü, Darwinin teorisiyle Avrupa emperyalizmi arasındaki uyumun bir ifadesiydi. Zenci Düşmanlığına Sözde Bilimsel Dayanak Sosyal Darwinizm'i kullanarak kendilerine meşruiyet sağlamaya çalışan ırkçıların arasında, zenci düşmanları da başta geliyorlardı. İnsan ırklarını derecelere ayıran ve en üstününü "beyaz ırk" olarak tanımlarken en "ilkeli"ni de siyah ırk olarak gösteren ırkçı teoriler, Darwin'in teorisine dört elle sarıldılar.Evrimci-ırkçı teorisyenlerin başında gelen Henry Fairfield Osborn, "İnsan Irklarının Evrimi" başlıklı bir makalesinde, "ortalama bir zencinin zeka yaşı, Homo sapiens türüne ait onbir yaşındaki bir çocuğun zekasına ancak ulaşabilir" diye yazıyordu. Bu mantığa göre zenciler, Homo sapiens, yani insan bile sayılmıyorlardı. Bu çizginin en geç savunucularından biri olan Carletoun Coon ise, 1962'de yayınladığı Origin of Races (Irkların Kökeni) adlı kitabında, siyah ırkla beyaz ırkın, henüz Homo erectus döneminde birbirinden ayrışmış iki ayrı "tür" olduğunu öne sürüyordu. Beyazlar, Coon'a göre, bu ayrışmadan sonra evrimsel olarak öne geçmişlerdi. ABD'de zencilere karşı uygulanan ayrımcılığı savunanlar, evrim teorisinin kendilerine hediye ettiği bu "bilimsel" argümanları yakın zamanlara kadar kullandılar. Sosyal Darwinizm'in büyük popülarite kazandığı bir diğer ülke ise Almanya oldu. Bu ülkede Darwinizm temelli ırkçılığın gelişmesindeki en büyük pay sahibi, ünlü biyolog Ernst Haeckel (1834-1919) idi. Darwin'in çalışmalarından çok etkilenen Haeckel, kendi çapında Darwinizm'e "katkıda" da bulunmuş ve "Bireyoluş Soyoluşun Tekrarıdır" (Ontogeny Recapitulates Phylogeny) olarak özetlenen ve memelilerdeki embriyoların evrim sürecini yansıttığını öne süren teoriyi ortaya atmıştı. (Bu teorinin çürüklüğü yıllar sonra kesin olarak anlaşıldı ve dahası Haeckel'in kullandığı şemalarda sahtekarlık yaptığı ortaya çıktı.) Haeckel, "Monist Birliği" adıyla bir dernek kurdu. Monizm, ateist materyalizmin bir versiyonuydu. Haeckel'in oluşturduğu bu atmosfer, yine aynı sonucu doğurdu: Irkçılığın temellendirilmesi. Daniel Gasman'a göre, "Haeckel, Almanya'nın ırkçılık, nasyonalizm ve emperyalizmi besleyen en önemli ideoloğu" sıfatını kazandı. Haeckel gibi evrimcilerin geride bıraktıkları miras üzerinde 20. yüzyılda ortaya çıkan ırkçılık ve Nazizm, Darwinistik düşünceyi kendilerine temel aldılar. Faşizm ve "Ulusların Arasındaki Yaşam Mücadelesi" Nazi ideolojisine öncülük eden en önemli kuramcıların biri olan Alman tarihçi Heinrich von Treitschke de evrimciydi. "Ulusların ancak Darwin'in yaşam kavgasına benzer bir biçimde şiddetli bir rekabetle gelişip refahlarını artırabileceklerini söyleyen Treitschke", bunun da daimi bir savaş ortamını gerekli kıldığını öne sürmüştü. Savaşı yüceltirken, bir ırklar hiyerarşisi düzenlemeyi de ihmal etmemişti. Treitschke, çizdiği evrim şemasına dayanak şöyle diyordu: "Sarı uluslar sanat yeteneklerinden ve siyasal özgürlük anlayışından yoksundurlar. Siyah ırkların yazgısı ise beyazlara hizmet etmek ve sonsuza dek beyazların tiksintilerine hedef olmaktır... (çünkü) yamaklar olmaksızın hiç bir kültür var olamaz." Bu ideolojik altyapı Hitler'e büyük ilham kaynağı oldu. Hitler'in "Ari ırkın üstünlüğü" ile ilgili teorilerini besleyen en önemli kaynakların başında doğal olarak yine Darwin'in teorisi geliyordu. Nazi lideri, "Ari ırkın üstünlüğü"nün "doğa" tarafından var edildiğine inanıyordu. Ünlü kitabı Kavgam'da şöyle yazmıştı: "Nordik ırk, biyolojik kalıtım tarafından asaletle kutsanmıştır... Tarih, doğa tarafından kurulan ırksal hiyerarşiye uygun yeni bir bin-yıllık imparatorluk kuracaktır". Hatta, bir yoruma göre, Hitler kitabı için "kavgam" ismini seçerken, Haeckel aracılığıyla benimsediği Darwinistik "yaşam kavgası" fikrinden esinlenmişti.Hitler'in Hıristiyanlığa karşı verdiği mücadelenin önemli bir unsuru da yine evrim'di. Daniel Gasman, The Scientific Origins of National Socialism (Nazizmin Bilimsel Kökenleri) adlı kitabında bu konuda şunları yazıyor: Hitler, biyolojik evrim düşüncesinin geleneksel dine karşı kullanılacak en güçlü silah olduğuna inanıyor ve evrim teorisini benimsemediği için sürekli olarak Hıristiyanlığı suçluyordu... Ona göre, evrim modern bilim ve kültürün en önemli sembolüydü. Hitler'in "Kuzey Avrupa Almanlarını insanlık tarihinden çıkarın, geriye maymun dansından başka bir şey kalmaz" derken dayandığı düşünce de, insanların maymundan evrimleştiğini savunan ve dolayısıyla bazılarının hala "maymun" statüsünü koruyor olabileceği sonucunu veren Darwinist fikirlerdi.Hitler'in dışında, Heinrich Himmler'den Joseph Mengele'ye kadar pek çok Nazi ideoloğunun söz ya da yazılarında da, evrim teorisine ve özellikle "güçlüler yaşar, zayıflar ölür" prensibine yapılan atıflar yer alıyordu.Nazi ideolojisi, 2. Dünya Savaşı'nın patlak vermesine, tam 50 milyon insanın bu savaşta can vermesine neden oldu. Bu kan gölünün oluşmasında, Darwin'in büyük bir rolü vardı. Sonuç Darwinizm bundan bir buçuk asır önce ortaya atıldı. O zamandan bu yana insanlığa yaptığı katkı ise, dünyanın en kanlı diktatörlüklerini, ırkçılıklarını ve savaşlarını körüklemekten başka bir şey olmadı.Bu, Darwinizm'in ve ondan destek alan materyalizmin insanlığa bakışının doğal bir sonucudur. İnsanı bir hayvan türü olarak kabul eden, sadece maddeye inanan ve çatışmanın değişmez bir doğa yasası olduğunu düşünen bu felsefenin, zalim bireyler ve toplumlar oluşturması kaçınılmazdır.Tüm bu çarpıklıkların gerçek temeli ise, insanın kendi Yaratıcı'sını inkar etmesidir. Darwinizm gibi aldanışlara kapılarak Allah'tan yüzçeviren bir toplum, her türlü dejenerasyona açık hale gelir. Bunun sonunda ise mutlaka acı, korku ve yıkımla karşılaşır. Allah, Kuran'daki bir ayetinde bu İlahi gerçeği şöyle haber vermektedir: İnsanların kendi ellerinin kazandığı dolayısıyla, karada ve denizde fesad ortaya çıktı. Allah, umulur ki dönerler diye, yaptıklarının bir kısmını onlara taddırmaktadır. (Rum Suresi, 41) İnsanlığın barış, adalet ve huzur dolu bir düzen içinde yaşaması ise, ancak Darwinizm ve materyalizm gibi aldatmacalardan kurtulması ve kendi yaratılış amacını bilmesiyle mümkün olacaktır. |
2 Temmuz 2009 Perşembe
ÇARESİZ DARWİNİSTLER SICAKLARDAN MEDET UMUYOR
Tarihin en kanlı katliamlarının ve savaşının baş mimarı olan faşist katil Adolf Hitler’in bilinen bir sözü vardır: Eğer bir yalanı yeterince uzun, yeterince gürültülü ve yeterince sık söylerseniz insanlar inanır. İnsanları bir yalana inandırmanın sırrı, yalanı süreki tekrar etmektir. Sadece tekrar, tekrar ve tekrar söyleyin. Daha önce pek çok kere açıkladığımız gibi, Darwinistlerin en bilindik taktikleri, sanki Darwinizm tümüyle ispatlanmış bir teoriymiş de yalnızca açıklanmadık birkaç detayı kalmış gibi davranmaktır. Sıcak havalarda evrimin hızlandığı yalanı, işte bu taktik icabı söylenmiştir. EVRİMİN BİLİMSEL OLARAK GERÇEKLEŞMESİNİN İMKANSIZ OLDUĞU, HİÇBİR BİLİMSEL DELİLLE DESTEKLENMEDİĞİ, HAYATIN BAŞLANGICINA DAİR HİÇBİR AÇIKLAMASININ OLMADIĞI ve evrimi destekleyen TEK BİR TANE BİLE ARA FOSİL BULUNAMADIĞI gerçeği, verilen bu haberin hiçbir yerinde yoktur. Teoriyi tamamen ortadan kaldıran bütün zorluklar bir kenara itilmiş, sanki sahte evrimin tek sorunu sıcak havaymış görünümü vermeye çalışılarak konu hakkında bilgisiz okuyucuyu mümkün olduğunca aldatabilmek amaçlanmıştır. Darwinistlerin utanmazca sürdürdükleri bu sahtekarlık, elbette tüm foyaları ve sahtekarlıkları ortaya çıkmış olan evrim yalanına bir fayda getirmeyecektir. Fakat, söz konusu aldatmacanın mantıksızlığını ve batıl bir ideolojiye dayandığını gösterebilmek için Darwinistler tarafından yapılan bu sahte açıklamanın doğrusunu ortaya koymakta fayda vardır: Canlıların metabolizmaları elbette hava sıcaklıklarına göre değişim gösterir. Sıcak havada, vücutta meydana gelen hücresel reaksiyonlar hızlanır, dolayısıyla metabolizma da hızlanır. Reaksiyonların sıcaktan etkilenerek bu hızlanışı bilimsel bir gerçektir ve bilim adamlarının tümü bunu bilir. Bu bilimsel gerçeği Darwinist bilim adamları da bilirler. Onların diğerlerinden farkı, bu bilgiyi Darwinizm sahtekarlığına propaganda malzemesi olarak kullanmaya çalışmalarıdır. Darwinistler, söz konusu reaksiyon artışı sonucunda hücre içinde gerçekleşmesi muhtemel mutasyonların da sayısının artacağı ve bunun bir evrimleşme meydana getireceği iddiasıyla ortaya çıkarlar. İşte en büyük aldatmaca bu asılsız varsayımdadır. Canlılarda her hücrenin, bölünerek kendi kopyasını çoğaltırken DNA'sının mutasyona uğraması ihtimaliyle karşı karşıya olduğu doğrudur. Fakat bu mutasyonlar, söz konusu Darwinist yayınlarda da itiraf edildiği gibi, yüzde 99 oranında DNA’da bozulmalara yol açarlar. Çünkü mutasyonlar canlı organizmalarda meydana gelen rastgele müdahalelerdir ve bu yapılarda kopmalara, bozulmalara, ölümlere yol açarlar. Mutasyonların bir canlıya fayda getirecek özellikler oluşturması gibi bir durum şimdiye dek tespit edilmemiş, gözlemlenmemiştir. Böyle bir ihtimalin gerçekleşmesi neredeyse imkansızdır. Dolayısıyla söz konusu organizmada sıcağın etkisiyle meydana gelen mutasyon artışı, aslında daha fazla rastgele müdahaleye ve dolayısıyla da daha fazla yıkım ve bozulmalara sebep olacaktır. Darwinistlerin spekülasyon malzemesi her zaman bir genom içinde gerçekleşen küçük değişimler, yani varyasyonlar olmuştur. Darwinistler buna “mikroevrim” ismini takarlar. Oysa varyasyonların evrimle hiçbir ilgisi yoktur. Darwinistlerin propaganda malzemesi yaptıkları şey, canlıların yaşadıkları ortamın şartlarına göre küçük değişimlere uğrayabilmeleri gerçeğidir. Fakat Darwinistlerin insanlardan gizlediği gerçek, CANLILARIN ANCAK KENDİ GENOMLARINDA VAR OLAN BİLGİ DAHİLİNDE DEĞİŞİM GÖSTEREBİLECEKLERİDİR. Yani bir canlı, ancak Allah’ın onun genetik bilgisinde var ettiği oranda değişime uğrayabilir. Ve o türün her bir üyesi, genetik bilgisinde olduğu için bu özellikleri gösterebilir. Tüy rengi değişebilir, gagası biraz uzayabilir, bedeni büyüyebilir. Fakat bunun dışında, Darwinistlerin bekledikleri tarzda türler arası bir değişim, hiçbir zaman var olmayacaktır ve olmamaktadır. Söz konusu canlı, HİÇBİR ZAMAN KENDİSİNDEN FARKLI BİR CANLIYA DÖNÜŞMEYECEK, ONUN ÖZELLİKLERİNE SAHİP OLMAYACAKTIR. Çünkü bir canlının, kendi genetik bilgisinde var olmayan bir bilgiyi dışarıdan alarak sorunsuzca yeni yapılar geliştirmesi mümkün değildir. Dolayısıyla sperm ve yumurta hücrelerinin sıcak havalarda daha hızlı bölünmeye girmesi, canlı metabolizmasının sıcaktan etkilenen hızlı reaksiyonlar sonucunda hızlanması, yalnızca canlıda söz konusu varyasyonların hızlanmasını sağlayacaktır. Sıcaklık etkeni, yalnızca canlıyı, kendi genomu dahilinde, bulunduğu ortamın şartlarına daha uygun hale getirecektir. Fakat hiçbir zaman bir kertenkeleyi kuşa dönüştürmeyecektir. Bir sürüngen bir anda tüylerle kaplanmayacak, bir memeli yarasaya dönüşüp kanatlanıp uçmayacaktır. Bunların tamamı uydurmadır. Darwinist sahtekarlık, böyle çürük yöntemlerle, böylesine akıl dışı ve bilim dışı iddialarla sürdürülmeye çalışılmaktadır. Darwinistlerin bu çabası, ciddi anlamda zavallı duruma düştüklerinin göstergesidir. Burada önemle belirtilmesi gereken diğer bir konu da, söz konusu spekülasyonu yaparken Darwinistlerin – HER ZAMANKİ GİBİ – bu iddialarına TEK BİR DELİL BİLE GETİREMEMELERİDİR. Her nedense bu iddia ile değişime uğramış, evrimleşmiş tek bir yapı veya organ ortaya sunamamaktadırlar. Darwinistler muhtemelen evrim safsatasının, hala yalnızca çürük demagojilerle sürdürülebileceğini zannetmektedirler. Oysa evrimin imkansızlığını ispat eden bilimsel delillerin gösterilmesiyle, 250 milyon fosilin deşifre edilmesiyle Darwinizm’in kendisi de, çürük yöntemleri de toprağa gömülmüştür. Allah, üstün yaratmasını insanlara tüm ihtişamı ile göstermiştir. Dolayısıyla söz konusu haberin etkili olacağını, insanları bu yolla aldatabileceğini zanneden Darwinist medyaya tavsiyemiz, kendilerini bu tip iddialarla küçük duruma düşürmemeleri, tüm dünyada gitgide hızlanan evrime karşı direnişi yakından takip etmeleridir. | |
